felsefe tartışmaları

 

A Turkish Journal of Philosophy

 

 

Vehbi Hacıkadiroğlu*

(1919-2007)

 

 

1919 Alanya doğumlu olan Vehbi Hacıkadiroğlu, Işık Lisesi’nin ardından girdiği İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden 1943 yılında mezun oldu.  İller Bankası’nda beş yıl mühendis olarak çalışan Hacıkadiroğlu daha sonra ticaret hayatına atılarak yaklaşık yirmi beş yıl boyunca müteahhitlik yaptı.  1975 yılında emekli olmasından bir kaç yıl sonra felsefe çalışmalarına başladı.  1980’lerden bugüne kadar, sekiz telif ve yedi çeviri esere imza attı.  1987 yılında Arda Denkel ve Erkut Sezgin’in de katkılarıyla yayımlamaya başladığı Felsefe Tartışmaları adlı dergiyi 2000 yılına kadar —on dört yıl boyunca— yılda iki sayı olmak üzere düzenli şekilde çıkarmayı sürdürdü.  2000 yılında 27. sayısı yayımlanan Felsefe Tartışmaları’nı, 2001 yılında Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’ne devretti.  29. sayısından itibaren Philosopher’s Index’de de taranmaya başlayan dergi kültür ve düşünce dünyasına ait süreli yayınların kıt olduğu ülkemizde saygın bir yere ulaşmış ve 33. sayısını yayınlayabilmiş tek felsefe dergisi olma özelliğini sürdürmektedir. 1988 yılında Türkiye Felsefe Kurumunun, 2000 yılında da Türk felsefe dünyasına yaptığı katkılar dolayısıyla Muğla Üniversitesi’nin onur plaketiyle ödüllendirilen, Vehbi Hacıkadiroğlu’nun felsefeye yaptığı katkılar 2002 yılında Prof. Dr. Doğan Özlem, Hayrettin Ökçesiz ve Şükrü Argın tarafından derlenen ve 29 yazarın katkıda bulunduğu bir armağan kitap ile de yeniden gündeme getirildi.

   9 Aralık 2005 tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesi Ayazağa Yerleşkesi, Yapı Deprem Uygulama ve Araştırma Merkezi, Prof. Dr. Remzi Ülker Konferans Salonu’nda Vehbi Hacıkadiroğlu adına Fahri Doktora Töreni ve Çalıştayı gerçekleştirildi.  İstanbul Teknik Üniversitesi senatosu, Vehbi Hacıkadiroğlu’na insan ve toplum bilimleri alanında yaklaşık 20 yıldır büyük fedakârlıklarla dergi çıkarma, kitap yazma ve çeviriler yapma konusunda örnek bir düşün insanı tavrı sergilediği ve yaptığı faaliyetlerle felsefenin ilerlemesine, sosyal ve kültürel yaşamın gelişimine ve ülkemizle diğer ülkeler arasında ilişkilerin gelişimine katkıda bulunduğu için, “Fahri Doktor” unvanı verdi. 

Kaynak: 

Vehbi Hacıkadiroğlu Çalıştayı Bildirileri
Editörler: Aydan Turanlı ve Gürcan Koçan
İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü, İstanbul, 2006


Vehbi Hacıkadiroğlu: Bir Felsefe Dostumun Ardından*

İlhan İnan

  

Vehbi Hacıkadiroğlu 88 yaşında aramızdan ayrıldı. Felsefe çalışmaya emekliliğinden sonra 60’lı yaşlarında başlayan Vehbi bey felsefe alanında herhangi bir üniversite eğitimi görmeden kendi kendini yetiştirmiş ve bu 30 yıla yakın süre içerisinde 8 telif kitap, 7 çeviri kitap ve 100’den fazla makale yayınlamıştır. Türkçe dilinde en saygın felsefe yayınlarından olan Felsefe Tartışmaları dergisini kurmuş ve 14 yıl boyunca editörlüğünü yapmıştır.

Vehbi Bey ile ilk tanışmam 1998 yılında oldu. Yurt dışından yeni dönmüş, eski hocam ve dostum Suvar Köseraif’in erken ölüm haberini almıştım. Geriye yayınlanmış yalnızca bir sayfalık kısa bir makale bırakmıştı. Bu önemli düşünürümüzün değerinin tarih içinde unutulabileceği korkusuyla Vehbi Bey’i arayıp Felsefe Tartışmaları’nda Suvar Köseraif için bir bölüm ayrılmasını istediğimde kendisi severek kabul etmiş, ilk tanışıklığımız bu vesile ile olmuştu. Vehbi Bey 79 yaşında ben ise 36 yaşındaydım. O zamandan bu yılki ölümüne kadar geçen 10 yıl içinde aramızda gerçek bir dostluk gelişti. Ancak bu olağan bir dostluk türü olmadı. Bir araya geldiğimizde ne güncel politikadan konuşurduk, ne de ailevi ya da maddi sorunlardan; yalnızca tek bir konumuz vardı, o da felsefe. Vehbi Bey’le olan bu özel ilişkimizi ayrı bir kategoride değerlendirdim. Adına da “felsefe dostluğu” dedim. Alanya’da yaşıyordu. Ancak sık sık İstanbul’a ziyarete gelirdi. Her gelişinde beni arar ve hafta içi bir gün sabah saat 10:30’da Boğaziçi Üniversitesi’ndeki odamda buluşup, iki saat boyunca felsefe tartışırdık. Tam tamına saat 12:30 olduğunda da üniversiteden ayrılırdı. Vehbi Bey geldiğinde koltuğuna oturur, ben de hemen kahvelerimizi getirirdim. Birkaç dakika süren bu hazırlık döneminden sonra Vehbi bey hemen konuya girerdi. Daha ilk cümlesinden konuşmak istediği felsefi problemi önceden kafasında tasarlamış olduğu belli olurdu. Örneğin şöyle derdi: “İlhan bey, insan olmak nedir, anlamıyorlar”, ya da “Sanıyorlar ki özgürlük bir tanrı vergisi”, ya da “Bilgi kavramı ne kadar yanlış anlaşılmış”. Hep geleneksel bazı felsefi görüşlere yönelik bir eleştiri cümlesi ile başlardı. Sonra Platon’dan, Descartes’ten ya da Kant’tan örnekler vererek bu büyük filozofların nasıl bu konularda yanılmış olduklarını anlatır, beni de provoke ederek hemen tartışmanın içine çekmeyi becerirdi. En sıklıkla konuştuğumuz konu özgürlük olmuştur; özellikle özgürlük ve bilgi arasındaki ilişki. Defalarca bu ilişkinin geleneksel felsefede nasıl yanlış anlaşıldığını vurgulamıştır. Savunduğu görüşlerin çoğuna aslında katılırdım, ancak bir konuda hep çatışırdık. Ben kişi özgürlüğünün deterministik bir dünyada olanaklı olmadığını söylerdim; O da, bu görüşü savunanların ne anlama geldiği belirsiz bir irade (istenç) kavramına başvurmak zorunda kaldıklarını söylerdi. Bu konuda en sevdiği alıntı Locke’a aitti: “Bir insanın istencinin özgür olup olmadığını sormak, onun uykusunun çevik ya da erdemin kare olup olmadığını sormak kadar anlamsızdır.”  Locke’dan aldığı bu destek ile, geleneksel felsefede genellikle bir tanrı vergisi olarak görülen özgür irade kavramının bir saçmalık olduğunu savunurdu. Her ne kadar böyle bir tanrı vergisi irademiz olduğu görüşünü benimsemediğimi söylesem de eleştirilerinden bir türlü kurtulamazdım. Anlaşamadığımız zamanlarda bile tartışmalarımızdan hep felsefi bir lezzet almışımdır. Özgürlük, bilgi, sorumluluk, suç ve ceza, dil, kavramlar gibi birçok konu üzerine  tartışırdık. Gündemi hep o belirlerdi, ben de açıkça bundan zevk alırdım.

Yıllarımız böyle geçti. Artık 80’lerinin ortasına yaklaşmıştı. Her zamanki gibi yine bir gün 10:30’da odama geldiğinde “Nasılsınız? Vehbi Bey” diye sorduğumda doktora kontrole gittiğini ve testlerinin hepsinin normal çıktığını söyledi. “Bu yaşa geldim, ciddi bir sağlık sorunum yok.” deyip, sonra “Doktoruma sordum” diye ekledi: “Doktor bey, yoksa bende bir sorun mu var?” İkimiz de güldük. Ancak ne yazık ki en sağlıklı bünye bile 90’nına geldiğinde sorun çıkarabiliyor. Vehbi Bey’de de böyle oldu. Erkut Sezgin ile birlikte İstanbul’da onu ziyarete gittiğimizde, içimden bir ses bunun Vehbi Bey’i son görüşüm olabileceğini söyledi. Daha sonra Muğla’da bir konferanstayken, Vehbi Bey’i telefonla aradım, İstanbul’a döndüğümde ziyaretine geleceğimi söyledim; tek sözcükle bana “sanmıyorum” diye yanıt verdi. Ertesi gün İstanbul’a döndüğümde ölüm haberi geldi.

...

Vehbi Hacıkadiroğlu’ndan bize kalan en önemli miraslardan biri de şu anda okumakta olduğunuz bu dergidir. Vehbi bey 1987 yılında Arda Denkel ve Erkut Sezgin ile birlikte Felsefe Tartışmaları’nın ilk sayısını çıkardı. Daha sonra 14 yıl boyunca derginin maddi manevi tüm yükünü üstlendi. Beni yine bir gün ziyarete geldiğinde Felsefe Tartışmaları’ndan bahsederken, makale seçiminde, derginin yayına hazırlanmasında, matbaadaki işlerin takip edilmesinde ve derginin finansmanının sağlanmasında hiç kimseden destek almadığımı belirterek, derginin geleceğine yönelik kaygı duyduğunu ifade etti. Bunun üzerine Vehbi bey’e Felsefe Tartışmaları’nı Boğaziçi Üniversitesi Yayınevinde basılmak üzere bölümümüze devretmesini önerdim. Tereddütsüz ve seve seve kabul etti. Felsefe Tartışmaları böylece bir üniversite yayınevi tarafından basılmasıyla kurumsallaşmış olacak ve yayın ömrünü de uzatma şansına sahip olacağımızı düşündük. Gerçekten de Felsefe Tartışmaları genç bir ekibin desteği ile yayın hayatını başarıyla sürdürüyor. Dergiyi devraldıktan sonra öncelikle uluslar arası akademik standartlarda hakemli bir yayın haline dönüştürdük ve son yıllarda özellikle Murat Baç’ın büyük desteğiyle web sitemizi kurduk ve tüm başvuru ve yazışmaları elektronik ortama taşıdık. Bunun yanı sıra Felsefe Tartışmaları ilk uluslar arası endekse giren Türkçe felsefe dergisi oldu. Ne güzel ki tüm bu gelişmeleri Vehbi bey de takip edip, kendi başlattığı bu projenin emin ellerde olduğunu görüp, mutlu oldu. Dikkatli okurlarımız fark edecektir ki kapak içinin üst bölümünde “kurucu” sıfatıyla onun ismini hep anıyoruz. Felsefe Tartışmaları çıktığı sürece Vehbi Hacıkadiroğlu ismi hep orda yerini koruyacak.

Felsefe dostum Vehbi Hacıkadiroğlu’nu sevgiyle anıyorum.


* Yukarıda alıntılanan yazılar Felsefe Tatışmaları'nın 38. sayısında basılmıştır.

()

 

 


Derginin Ana Sayfasına Dönüş

Genel Bilgi Sayfası

B. Ü. Felsefe Böl. Ana Sayfası

E-posta:  feltar1987@gmail.com

Yazışma adresi:
Felsefe Tartışmaları

Boğaziçi Üniversitesi, Felsefe Bölümü

34342 Bebek, İstanbul